(68)

ÖLÜMÜNÜN  62. YILDÖNÜMÜNDE ATATÜRK*

 

Doç. Dr. Mehmet Ali TESBİ

ME.Ü. Anamur Meslek Yüksekokulu

 

 

ATATÜRK’ÜN ÖLÜMÜNDEN SONRA NELER DEDİLER?

 

Kurduğu Cumhuriyet ile tarihin akışının en büyük dönemecinde yer alan, Türk Devrimi’nin her safhasında imzası bulunan ve devletimize her bakımdan yabancı devletlerin saygısını kazandıran Atatürk’ün ölümünden sonra yurt içinde ve yurt dışında söylenenler  hep olumlu, övgü dolu ve hayranlık ifade eden sözler olmuştur.  Bunlardan bazıları şöyledir(5, s.171-183; 6, s.1-2):

            .Fatih Rıfkı ATAY: “Türk Ulusu Atatürk’te iki yüzyıl beklediği kurtarıcıyı bulmuştur. Atatürk’ün eseri, bir bütün olarak, tek bir kelimede toplanabilir: Kurtuluş.”

            .Fatih Rıfkı ATAY: “Demokrasi Atatürk’ün vicdan ideali idi. Bütün devrimleri de ona hazırlıktı. Çünkü vicdan ve düşünce hürriyeti olmayan yerde demokrasi kurulamaz, kurulsa da tutunamaz.”

            .Yaşar Nabi HAYIR: “Genç,  ihtiyar herkes ölür. Atatürk’ün bu ulusa aşıladığı kalkınma ve yükselme inancı asla ölmez.”

            .Tarık Zafer TUNAYA: “Hürriyet ve İstiklali, şeref, namus ve onur sorunu sayan O'dur. Atatürkçülük, uygar bir düzeyde, 20. yüzyılın şartları  içinde kurularak demokratik bir sisteme ulaşmayı amaç edinmiş bir akımdır.”

.İsmet İNÖNÜ: “Batmış bir devletin canlı bir hamle ile dirilmesini, umutsuz bir toplumun bütün engelleri deviren iradeli bir ulus durumuna gelmesini, Atatürk gününde gururla hatırlarız.”

            .Cahit  TANYOL: “Mustafa Kemal İdealist olmasaydı, ‘Egemenlik kayıtsız şartsız ulusundur.’ kuralını bütün aksiyonunun temeline koymazdı. O'nun bütün yaptıkları, demokrasinin ve halk egemenliğinin temel prensibi olan bu kuralın uygulanışı oldu.”

.Bülent ECEVİT: “Atatürk’ün öldüğünü görmemiş gençler için Atatürk ölümlü bir insan değildir. Atatürk onlar için bugün ve yarındır. Onlarda yaşayan ve onların yaşatacakları bir hayat gücüdür.”

.Loydy GEORGE (İngiltere Eski Başbakanı): “Arkadaşlar, yüzyıllar nadir olarak dahi yetiştirir. Şu talihsizliğe bakın ki, o büyük dahi çağımızda Türk ulusuna  nasip oldu ve bizim karşımıza çıktı; Mustafa Kemal’in dehasına karşı elden ne gelirdi.”

            .Lord KİNRESS (İngiliz yazar): “O hiçbir zaman kendisini düşünmedi. Bütün varlığını memleketine ve ileri bir insanlık idealine vakfetti. Hiçbir zaman hayal peşinde koşmadı.”

            .Tipos (Yunanistan gazetesi): “Atatürk’ün Türkiye’de yaptığını hiçbir tarafta hiçbir kimse yapamadı.”

            .Soir (Belçika gazetesi): “Atatürk devrimleri o kadar büyüktür ki, bunların yüceliği karşısında dünya hâlâ hayrettedir.”

            .Marcel SAUVAGE (Fransız gazeteci): “Yeni Türkiye, Avrupa’nın doğusunda, yüzyılımızın en büyük devlet adamlarından biri olarak yükselen Mustafa Kemal’in hem eseri, hem destanıdır.”

.Charles CHAMBRUN (İngiltere Eski Büyükelçisi): “Mustafa Kemal, hem yeni Türkiye’yi tasarlayan beyin, hem onu yoğurup meydana getiren bilek olmuştur. Bu ülkenin yaratıcısı, kurtarıcısı, yenileyicisi de odur. Mustafa Kemal isteseydi bir hükümdar, bir diktatör, bir halife olabilirdi. Ama büyük insan olmak için, o göz kamaştırıcı sanlara ihtiyacı yoktu onun, kendi ölçüsüne göre tasarlayıp kurduğu Cumhuriyetin başkanı olduktan sonra kendisini ulusunu uygarlaştırma işine verdi.”

            .Habib BURGİBA (Tunus Eski Devlet Başkanı): “Atatürk, ölümü köleliğe üstün tutan bir ulusun neler yapabileceğini göstermiştir.Bu örnek unutulmayacaktır.”

            .Wiston CHURCHİLL (İngiliz Eski Başbakanı): “Savaşta Türkiye’yi kurtaran, savaştan sonra da Türk ulusunu yeniden dirilten Atatürk’ün ölümü, yalnız yurdu için değil, Avrupa için de büyük bir kayıptır. Her sınıf halkın onun ardından döktükleri içten gözyaşları bu büyük kahramana ve modern Türkiye’nin Atası’na layık bir ilgiden başka bir şey değildir.”

            .Dr. BİTTEL (Alman arkeolog): “Onun ölümü nedeniyle yalnız ulusunun kurtarıcısına değil, yalnız devlet adamına ve askere değil, aynı ölçüde bilimin de anlayışlı bir dostuna, öncüsüne yas tutuyoruz. Anadolu ve Türk ulusunun geçmişinin araştırılması üzerine çalışan yabancı bilginler, Atatürk’ün hatırasını kendi ülkesinin çocukları kadar büyük bir bağlılıkla koruyacaklardır.”

            .Paul DUMONT (Fransız  bilim adamı): “Türk ulusunun kurtuluş savaşı ya da Kemalist Devrim, Birinci Dünya Savaşından sonra Asya’da meydana gelen anti-emperyalist eylemin en aydınlık örneğidir... Türkiye Cumhuriyeti eski Türkiye’nin üç asırda yapamadığını üç günde gerçekleştirdi. Teokrasinin son kösteklerinden de kurtuldu.”

            .Amanullah HAN (Afgan Eski Kralı): “Ona saygı görevimi yapabilmek için İstanbul’a geldim. Eğer gelmeseydim, ölümsüzlüğe erişen büyük ölünün önünde ağlamasaydım bu sonsuz ayrılığa dayanmam çok daha güç olacaktı.”

.Franklin D. ROOSVELT(ABD Eski Devlet Başkanı): “Benim üzüntüm iki türlüdür. Önce büyük bir adamın kaybından dolayı bütün dünya gibi üzgünüm. İkinci üzüntüm ise, bu büyük adamla tanışmak konusundaki içten dileğimin gerçekleşmesine imkân kalmamış olmasıdır.”

            .Daily Telegraph (İngiliz Gazetesi): Atatürk, Türk ulusunun ruhunda  Türk bayrağı gibi dalgalanan bir baştı.”

 

TÜRK DEVRİMİ

 

Atatürk kendi ana düşünce ve eylemlerine uygun olarak devrimi şöyle tanımlamaktadır: “Türk ulusunu, son yüzyıllarda geri bırakmış olan kurumları yıkarak, yerlerine ulusun en yüksek uygarlık gereksinimlerine uygun olarak ilerlemesini sağlayacak yeni kurumları kurmuş olmak.” (1, s.93).

Atatürk’ün amacı, ulusunu çağdaş uygarlık düzeyine çıkarmaktır. Bu amacını, değişik zamanlarda dile getirdiği şu sözleri yeterince açıklayıcı niteliktedir (1, s. s.2-96-97):

            “Ulusumuzun aşması gereken adımlar büyüktür. Ulaşması gereken hedefler çoktur. Onun için birbirimize vereceğimiz işaret ileri!... Daima ileridir.”

. “Uygarlık yolunda başarı yenileşmeye bağlıdır. Sosyal yaşamda, ilim ve fen alanında başarı için yegane olgunlaşma ve ilerleme yolu budur. Hayat ve yaşayışa hakim olan hükümlerin zaman ile değişme, gelişme ve yenileşmesi  zorunludur.” .

            . “ Efendiler, yaptığımız ve yapmakta olduğumuz devrimlerin amacı, Türkiye Cumhuriyeti halkını tamamen yeni, bütün anlam ve biçimleriyle bir sosyal toplum haline  ulaştırmaktır. Devrimlerimizin asıl ilkesi budur. Bu gerçeği kabul etmeyen zihniyetleri darmadağın etmek zorunludur. Şimdiye kadar ulusun beynini paslandırarak uyuşturan, bu zihniyette bulunanlar olmuştur. Herhalde mevcut hurafeler tamamen kovulacaktır. Onlar çıkarılmadıkça, beyinlere gerçeğin ışıklarını sokmak olanaksızdır.” (2, s.214).            “...Ülke mutlaka modern, uygar ve yepyeni olacaktır. Bizim için bu hayat davasıdır. Bütün fedakârlığımızın  yararlı sonuç vermesi buna bağlıdır.” (2, s.71).

            Atatürk, devrimlerine* “Atatürk Devrimleri” denilmesini istemez, “Türk Devrimi” denmesini isterdi. Çünkü Atatürk, bütün başarılarının kaynağının Türk ulusu olduğuna inanan dünyanın yetiştirdiği en büyük devlet adamlarından biriydi. “Bu ulus, kılı kıpırdamadan dava uğruna ve benim uğruma canını vermeye hazır olmasaydı, ben hiçbir şey yapamazdım.” sözüyle  hem gerçeği belirtiyor,  hem de  kişiliğine yaraşır bir alçak gönüllülük örneği veriyordu (1,  s.95).

            Aynı şekilde Atatürk’ün dilinde Arıburnu, Anafartalar, Sakarya ve Dumlupınar birer Türk zaferiydi. Bunlara örneğin Fransızca’da bazen benzerleri için denildiği gibi “Napolyon Zaferleri” biçiminde “Atatürk Zaferleri” denilmesini iyi karşılamaması da onun büyüklüğünün ve ulusuna inancının bir başka kanıtıdır (1, s.95).

            Toplumsal yaşamın her alanı kapsayan Türk Devrim dizini şöyle özetlemek mümkündür:

            1. Siyasal Devrim (Saltanatın kaldırılması, Cumhuriyetin ilân  edilmesi, Halifeliğin kaldırılması, laiklik);

            2. Hukuk Devrimi (Türk Medeni Yasası’nın kabulü, kadın haklarının tanınması, Ankara Hukuk Fakültesi’nin açılması);

            3. Eğitim Devrimi (öğretimin birleştirilmesi ve eğitim yönetiminin kurulması, harf devrimi, dil devrimi, tarih devrimi, kültür devrimi);

            4. Ekonomik Devrim (Aşarın kaldırılması, 1. Sanayi Planı uygulaması,  kooperatifçiliğin geliştirilmesi);

            5. Diğer Devrimler (kılık-kıyafet devrimi, soyadı yasasının kabulü, zaman, ağırlık, hacim ve uzunluk ölçülerinin değişimi, sağlık hizmetlerinin geliştirilmesi).

            Türk Devrimi, Türk toplumunu padişahlıktan cumhuriyete, şeriatçılıktan laikliğe, kulluktan özgür bireyciliğe, ümmetçilikten ulusçuluğa, hurafecilikten bilimin ışığına, ilkellikten çağdaşlığa, tutsaklıktan bağımsızlığa taşımıştır.

            Bugün Atatürk’ün ölümünün 62. yıldönümünde söylenecek  çok şey olduğu  ortadadır. Ancak burada, bu sınırlı süre içinde O’nun özellikle eğitim ve bilime ilişkin temel düşüncelerini kısaca dile getirmeye çalışacağım.

             

ATATÜRK’ÜN EĞİTİM VE BİLİME İLİŞKİN TEMEL DÜŞÜNCELERİ

 

            Kurtuluş Savaşı’nı kazandıktan sonra Atatürk’e soruyorlar: “Kurtuluş Savaşı’nı kazandınız, Cumhuriyeti kurdunuz, şimdi ne yapmak istersiniz?”

            -“Milli eğitim işlerini yükseltmek” diye cevap verir.

            ATATÜRK 1922 yılında Milli Eğitim Politikasının temelini şu sözlerle ifade etmektedir (1, s.131): Bizim izleyeceğimiz Ulusal Eğitim Politikasının temeli, önce mevcut bilgisizliği gidermektir. Bir taraftan ülke çocuğunu sosyal ve ekonomik alanda fiilen etkili ve yararlı kılabilmek için en gerekli olan ilk bilgiyi uygulamalı bir biçimde vermek Ulusal Eğitim yöntemimizin esasını oluşturmalıdır.”

Bu alanda ilk köklü adım 3 Mart 1924’te atıldı ve “Öğretimin Birleştirilmesi” sağlandı. Çıkarılan “Tevhi-i Tedrisat” (Öğretimin Birleştirilmesi) Yasası laikliğe geçmemizde de en önemli aşamayı oluşturmuştur. Bu, Osmanlı eğitim sisteminin temel taşının yok edilmesiydi. Söz konusu yasa ile çağa sırtını dönen  medreseler kapatılarak bütün eğitim kurumlarının Milli Eğitim Bakanlığı’nın yönetimi altına alınması, ilköğretimden  üniversitelere kadar her düzeydeki öğretim kurumlarının birbiriyle bağlantılı ve birbirini tamamlayıcı biçimde kurulup işletilmesi sağlandı (ANGI, s.132).

Türk toplumunda çeşitli din ve mezhep ve köklere bağlı insanlar ve toplulukların varlığını dikkate alan, dine saygılı ve dini bir vicdan sorunu kabul eden ATATÜRK’ün laiklik (yenlik hareketlerinin başarıya ulaşması ve birçok dünya işinin sürüncemeden kaldırılıp çözüme kavuşturulması için din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması) ve laik eğitim anlayışını, şu sözleri yeterince ve açıkça ortaya koyucu niteliktedir :

“...Din bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düşünüşe ve düşünceye karşı değiliz. Biz sadece din işlerini devlet ve ulus işleriyle karıştırmamaya çalışıyoruz.” (ANGI, s.120)  

            “Din ve mezhep, herkesin vicdanına kalmış bir iştir. Hiçbir kimse, hiçbir kimseyi, ne bir din, ne de bir mezhep kabulüne zorlayabilir. Din ve mezhep hiçbir zaman politika aleti olarak kullanılmamalıdır.” (ANGI, s.173).

            Atatürk, eğitim yoluyla kul, köle ve körü körüne itaat eden yurttaş yerine, bağımsız, özgür düşünceli ve yaratıcı nitelikli yurttaş yetiştirilmesini istediğini şu sözleri yeterince ortaya koymaktadır:

            . “Cumhuriyet: fikren, ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek karakterli koruyucular ister... Cumhuriyet sizden sizden, fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister... Ulusal ahlakımız uygar esaslarla ve hür fikirlerle geliştirilmeli ve desteklenmelidir. Bu çok önemlidir. Bilhassa nazarı dikkati çekerim. Korkutma esasına dayanan ahlak, bir fazilet olmadıktan başka itimada şayan değildir.” (1, s.36).

            . “...Eğitim, bir ulusu  ya özgür, bağımsız, onurlu, yüksek bir toplum olarak yaratır, ya da bir ulusu köleliğe ve yoksulluğa sürükler.” (1, s.129).

            Ülkenin kurtuluşunun eğitime verilecek önemle sağlanacağına inanan ATATÜRK, bilime verdiği değeri de şu sözlerle dile getirmektedir:

. “Hanımlar, beyler, ülkemizin en bakımlı en güzel, en şirin yerlerini üç buçuk yıl kirli ayaklarıyla çiğneyen düşmanın yenildiği zaferin gizi nerededir bilirmisiniz? Orduların  yönetim ve yöneltiminde bilim ve fen kurallarının kılavuz edilmesindedir. Ulusumuzu yetiştirmek için temel olan okullarımızın, üniversitelerimizin kuruluşunda aynı yolu izleyeceğiz. Evet, ulusumuzun siyasi ve sosyal yaşamında, ulusumuzun fikir yönünden terbiyesinde de kılavuzumuz bilim ve fen olacaktır. Okul sayesinde Türk ulusu, Türk sanatı, ekonomisi, Türk şiiri ve edebiyatı tüm güzelliği ile gelişir.” (5, s.3).

. “Dünyada her şey için, uygarlık için, başarı için, en gerçek uyarıcı bilimdir, tekniktir. Bilimin, tekniğin dışında bir uyarıcı aramak, densizliktir, bilgisizliktir, sapıklıktır.”(3, s.107).

            .“Uygarlık yolunda başarı, yenilikleri kavrayıp uygulamaya, yenileşmeye bağlıdır. Toplumsal yaşayışta, ekonomik davranışta, bilgi ve teknik alanında başarılı olmak için ilerleme ve gelişme yolu budur. Yaşamayı ve geçinmeyi sağlayan hükümlerin zamanla olgunlaşıp değişmesi, yenileşmesi kaçınılmaz bir gerçektir. Uygarlığın yeni buluşları, dünyayı değişmeden değişmeye sürükleyip durduğu bir evrede, yüzyılların eskittiği davranış ve düşünüşlerle, geçmişe saplanıp kalmakla, varlığımızı korumak olmaz.” (3, s.127).

. “...Benim manevi mirasım ilim ve akıldır... Böyle bir dünyada asla değişmeyecek hükümler getirildiğini iddia etmek aklın ve ilimin gelişmesini inkâr etmek olur. Benden sonra beni izlemek isteyenler, bu temel eksen üzerinde akıl ve ilimin kılavuzluğunu kabul ederlerse manevi mirasçılarım olurlar.” (4, s.2).

            ATATÜRK, “Güzel sanatlar bir ulusun can damarıdır.” sözüyle, bilime, sanata, yaratıcı düşüncelere inancını ifade etmekte, ahlak adına bu öğretilerle bağdaşmayan bir tutumu  benimsememektedir.

            ATATÜRK’e göre bir uygarlığın karşısına ancak onunla eş nitelikte bir uygarlık ve teknikle çıkılabilirdi. ATATÜRK bir gerçekçiydi. Yapılmamış şeyleri yapmış gibi görünmekle hiçbir yere varılamayacağını; böyle bir düşünceyle sadece insanın kendini ve insanları aldatacağına inanıyordu.

            ATATÜRK’ün Batı anlayışında, başka ülkelerin bağımsızlığına göz diken Batı değil, insan sevgisine dayanan, uygar, özgürlük düşüncelerini yaratan, insanlığa aydınlık getiren, kısacası yararlı olan Batı vardır. Başka bir deyişle ATATÜRK, batı sözcüğü ile bir toprak parçasını değil, çağdaş buluşların, aydınlığın kaynağı olan düşünce ve uygarlık olgusunu dile getirmektedir. Aksi taktirde, tarihte,  batılı olup da doğulu düşünen  birçok insan örneği de vardır.

            ATATÜRK Cumhuriyetin ilan edildiği günlerde bir Fransız gazeteciyle yaptığı söyleşide: “...Biz daima, Doğu’dan Batı’ya yürüdük. Eğer bu son yıllarda yolumuzu değiştirdikse itiraf etmelisiniz ki, bu bizim hatamız değildir. Bizi siz zorladınız... Ülkemizi yenileştirmek istiyoruz. Bütün bu çalışmalarımız Türkiye’de modern, binaenaleyh Batılı bir hükümet meydana getirmektir. Uygarlığa girmeyi isteyip de, Batı’ya yüzünü dönmemiş ulus hangisidir.” diyerek amaçladığı uygarlığın Batı Uygarlığı olduğuna işaret etmiştir (2, s.191).

 

SONUÇ

 

Atatürkçülük, durağan bir eylem değil, sürekli değişen, çağın gidişine uyması gereken, sürekli bir akış içinde kendini yenileyen bir atılımdır.   ATATÜRK, uygarlık yolunda yürümeyi ilke edinmiş bir ulusun yolunu aydınlatacak ışığın ve ilkenin uygarlık anlayışına ters düşmemesi gerektiğinin bilinciyle, bize geçmişi değil geleceği hedef göstermiştir.

            Ne yazık ki, Atatürkçülüğü bilmeden Atatürkçü olmak; Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyetin ışığından ve olanaklarından yararlanıp da değişik örtüler arkasına saklanarak ATATÜRK’e karşı çıkışı, ATATÜRK’ün gösterdiği yolda  bir bilim anlayışı saymak ve bunları Atatürkçülüğe uygun bir iş diye göstermek bazı üniversite yönetimlerine bile hakim bir tutumdur.

            “Bugüne değin kazandığımız başarı, bize ancak ilerleme ve uygarlığa doğru bir yol açmıştır. Bize ve gelecek kuşaklara düşen ödev, bu yol üzerinde duraksamasız ilerlemektir.” diyen ATATÜRK’ün bu sözleri “Türk Devrimi”nin hedefleri ve günümüzde ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik, sosyal ve siyasal koşullar bakımından daha fazla anlam kazanmıştır.

Bu arada ATATÜRK’ün ekonomiye ilişkin şu sözlerinin altını çizmek isterim: “...Bilirsiniz ki, ekonomik bakımdan çelimsiz bir varlık yoksulluktan kurtulamaz. Güçlü bir uygarlığa, gerçek bir benliğe ve mutluluğa kavuşamaz. Toplumsal ve siyasal yıkımlardan yakasını kurtaramaz. Ülkenin yönetimindeki başarı da ekonomi alanındaki olanaklarla orantılı olur. Hiçbir uygar devlet yoktur ki ordusundan ve donanmasından önce ekonomisini düşünmüş ve düzeltmiş olmasın. Yurdun ve bağımsızlığın korunması için varlığı baş koşul olan bütün gereçler ve araçlar  ekonomi alanındaki gelişmeler ve olanaklar aracılığı ile oluşur, olgunlaşır.” (3, s.128).

            Ulusumuzun varlığında tarıma büyük önem veren, köylüye “Efendimiz” diyen, tarım, sanayi ve  ticaret  faaliyetlerini ve bayındırlık işlerini bir bütün sayan bir devrimci bugün yaşasaydı, şüphesiz, ulusumuzun hâlâ yarısına yakın bir kesiminin tarımdan geçimini sağlamasına ve fakir bırakılmasına razı olmazdı.

            Yüzümüzü geleceğe dönerken, “Milli Kahramanımız”  ve “Devletimizin kurucusu” ATATÜRK’e saygımızı ve şükran borcumuzu yeniliyoruz. ATATÜRK’e saygı ve şükran duymak, yurttaş ve “millet” olmamızın gereğidir.

 

YARARLANILAN KAYNAKLAR

 

1. ANGI, Hacı; Atatürk İlkeleri ve Türk Devrimi, Angı Yayınları, Ankara, 1985.

2. ATATATÜRK, Gazi Mustafa Kemal, Nutuk, cilt: 1-2-3,  Milli Eğitim Basımevi,

      İstanbul, 1973.

3. EYÜBOĞLU, İsmet Zeki; Kendi Sözleriyle Atatürk İlkeleri, Uygarlık Yayınları,

      1981.

4. GİRİTLİ, İsmet; Kemalizm: “Pragmatik-Demokratik” Modernleşme İdeolojisi,

     3.6.1981 Milliyet Gazetesi.

5. KURTOĞLU, Nilüfer; Atatürk, Kurtuluş Yayınları, Ankara, 1989.

6. TESBİ, Mehmet  Ali; Atatürk’ün Ölümünün 58. Yıldönümü,  Mut, 1996 

       (Yayınlanmamıştır)