TARIM İLAÇLARI (PESTİSİD) KULLANIMI VE SORUNLARI

1. GİRİŞ

Düşmanı yok etmek için ne top, ne tabanca. Bir kutu çilek yeter.

Zararlılar ile mücadele ve bitki koruma amacıyla kullanılan her türlü ilaç ve preparatlar ve bunların üretiminde kullanılan her türlü maddelere pestisid diyoruz..[1] Eski kültürlerde bazı bitki hastalıklarına karşı kükürt kullanıldığı bilinmekle beraber, asıl bitki koruma çalışmaları 19. yy. da Pasteur'ün bazı bitkisel ve hayvansal hastalıklara ait mikroorganizmaları keşfetmesi ile bunu takiben bu organizmaları etkileyebilecek ilaçların araştırılmasıyla bitki koruma alanında tarım ilaçları kullanılmaya başlanmıştır. Günümüzde de kullanılmakta olan bazı kimyasal maddelerden DDT'nin böcek öldürücü özellikleri 1939 'da ve 2,4 D 'nin ot öldürücü özellikleri 1941 yılında bulunmuş ve kullanılmaya başlanmasıyla beraber doğrudan doğruya kimyasal bir devrim başlamıştır.[2] İnsanlar, hayvanlar ve bitkilere çeşitli derecelerde zararı dokunabilecek 10.000 den fazla böcek, 600 yabancı ot, 1500 den fazla bitki hastalığı ve 1500 tür nematod bilinmektedir.[3] Bu nedenle doğal dengeyi bu şekilde tehdit eden tarım ilaçlarından vazgeçmemiz de mümkün değildir. Ancak, Bazı makalelerde  “Elimizde varolan  ve geliştirebileceğimiz tekniklerle iki kat daha fazla gıda elde ederek iki kat nüfusun beslenme gereksinimini karşılayabilmemiz için şu anda kullanmakta olduğumuz sunni gübre miktarının 6.5 katı sunni gübreye, harcadığımız enerjinin 3 katı enerjiye ve tüketmekte olduğumuz tarım ilacının 6 katı tarım ilacına  ihtiyacımız vardır.” denilmektedir. Dünyadaki artan nüfusu besleyebilmek için şu anki kullanımla bile doğal dengeyi bozucu nitelik taşıyan tarım ilaçlarının 6 kat daha bilinçsizce kullanımı beraberinde nice altı katlar daha getirecek ve doğal denge düzelmez bir şekilde bozulacaktır. İleriki tarihlerde Agatha Christie türü roman yazanlar, ilk önce eve kutu kutu meyve getirenlerin katil olacağından şüphelenecektir sanırım.

Son yıllarda kanser oranlarındaki artış normal ölümlerde % 25 lere çıkmış durumda.

İnsanı öldürücü doz, her kimyasala göre değişiklik gösterir. Kimi ilaç 5 mg. ile insanı öldürür, kimi ilaç 10 mg. la. Yediğimiz yiyeceklerle azar azar vücudumuza aldığımız ilaç kalıntıları, vücudumuzda birikmeye başlıyorlar. Hepsini atamadığı için, bir gün, son ısırdığımız salatalık ile öldürücü doz tamamlanıyor ve yemekten sonra sandalyede otururken dikilip gidiyoruz. Teşhis kalp yetmezliği.

Bir gün Bozdoğan köyünün eski muhtarının evinin önündeyiz. Muhtar evde yok. 30 yaşlarında olan oğlu ile konuşurken, muhtarın torunu, konuştuğumuz kişinin 4-5 yaşlarındaki oğlu salatalık serasından kucağında salatalıklar, ısıra ısıra geliyor. Ne zaman ilaçladın diye sordum. Etki süresi 21 gün olan ilacı 'dün verdim' diyerek cevapladı. Bak oğlun zehirleniyor dedim. Ona bir şey olmaz alışıktır dedi. Peki dedim. Sen baban kadar sağlıklı mısın? Hayır dedi. İşte dedim çocuğun da senden daha sağlıksız olacak.

Ama bu konuda duyarlı çiftçilerimiz de var. Kızılaliler köyünde serasını kotrol ettiğim bir çiftçi sohbet ederken salatalık yıkadı getirdi yiyelim diye. Kış aylarında o körpe salatalıklar ye beni diye bize bakıyordu. En son kullandığın ilaç nedir diye sordum. Çiftçi ' merak etme 7 gündür ilaç vermiyorum' dedi. Peki 7 gün önce ne verdin dediğimde etkisi 45 gün süren, sebzelerde kullanılmaması gereken sistemik bir zehiri kullandığını söyledi. İlaç kutusunu getirttim. Anlattım. Bu ilacın uygulandığı salatalıktan 2 kg. yiyen bir insanın hemen orada öleceğini söyledim.  Etkilendi. Bir ay kadar sonra tekrar uğradığımda ne yaptığını sordum. Valla o günden sonra biz hiç salatalık yemedik dedi. Peki salatalıklar ne oldu? diye sorunca 'hale gönderdik' cevabını verdi.

 

2. TARIM İLAÇLARININ YARARLARI

Dünya 6,5 milyar nüfusu taşıyor. Bu nüfus da sürekli yükseliyor. Tarım arazileri ise amaç dışı kullanımlarla (yazlıklar, fabrikalar, otoyollar, yerleşimler) sürekli azalıyor. Nüfusun hepsi de yemek istiyor. Artan nüfusu, tarım arazilerindeki azalışa karşın beslemek için tarım ilacı kullanımından vazgeçmemiz çok zordur. Yaşamıının kıymetini bilen bazı gelişmiş ülke insanları organik tarım dediğimiz tarım ilacı ve kimyasalların kullanılmadığı tarım ürünlerini yüksek para vererek tüketmektedir. Bu şekildeki üretim 6,5 milyar insana yetmeyecektir. Bizim çiftçimiz de yaşamının kıymetini biliyor. O da serasında, bahçesinde bir köşeyi kendi tüketimi için organik tarıma ayırmış durumda.

Tarım ilacı kullanımındaki en büyük yarar sarı humma, beyin iltihabı ve diğer böceklerden oluşan hastalıklardan ve sıtma gibi hastalıklardan milyonlarca insanın korunmasıdır. Ayrıca ürünlerin ve çeşitli besin maddelerinin korunması da topluma ekonomik yararlar sağlamaktadır. Çoğu ülkede tarım ilaçları sayesinde nüfusun % 6'dan az bir kısmı, diğer % 94 ' besleyebilmektedir. Ancak tarım ilaçları besin maddelerimizi hastalık ve zararlılardan korumakla birlikte, çeşitli yollardan sofralarımıza kadar ulaşmakta ve sağlığımızı tehdit etmektedir.

 

2. TARIM İLACI - ÇEVRE ETKİLEŞİMLERİ

Doğada kurulmuş olan bir zincir vardır. Bu zincirin halkalarından birine müdahale ettiğimiz zaman mutlaka bir bozulma yaşanacaktır. İlçemizin Ovabaşı köyünde narenciye bahçelerinde kullanılan kontrolsüz tarım ilaçları yüzünden geçmiş yıllarda beyaz sinek salgını yaşanmış. Daha sonra bölgeye Anamur Tarım İlçe Müdürlüğü ve Antalya Biyolojik Mücadele Araştırma Ensititüsü işbirliği ile Beyaz Sinek yiyicisi olan faydalı böcekler yerleştirilmiş. Bir kaç ağaca yerleştirilen bu faydalılar besin bolluğu sayesinde hızlı bir şekilde ürediler. Beyaz sinekten zarar gören diğer çiftçiler, faydalı böceğin salındığı ağaçların altına çarşaf sererek, dalları silkelediler ve faydalı böceği kendi bahçelerine da taşıdılar ve faydalı böceğin yayılmasını sağladılar. Yaklaşık 15 yıldır bölgede beyaz sineğe karşı narenciyede ilaçlama yapılmıyor. Bu faydalı böceğin ölmemesi için de çok zehirli ilaç kullanımı yok.

Tarım ilaçları canlıları çeşitli yollar ile etkiler. Doğrudan etki deri, solunum veya tarım ilaçları ile bulaşmış gıda maddelerinin kullanılması ile olmaktadır. Tarım ilaçlarının doğrudan zehirleyici etkisi, onun zehirlilik düzeyine ve canlı türünün tarım ilacı ile temas etme derecesine bağlıdır. İkincil türdeki etkiler, tarım ilacı kalıntılarını içeren bitki ve hayvan dokularının besin maddesi olarak değerlendirilmesi sırasında ortaya çıkar. Özellikle klorlandırılmış hidrokarbonlar vücut yağ dokusunda birikirler. Bu tür besin almış canlıda ölüm veya fizyolojik bozukluklar ortaya çıkmaktadır. Ayrıca tarım ilacının etkisinde olan canlıyı yiyen bir başka türde bundan etkilenmektedir.

Tarım ilacı kalıntısı içeren su ürünleri, bu ürünleri tüketenler için tehlike kaynağıdırlar. Tarım ilaçları canlıların bünyesine girdikten sonra uzun süre değişmeden kalabildikleri gibi, bozulmaya uğrayıp ara ürünler de oluşturabilirler. Bazen bu ara ürünler ana maddeden daha zehirleyici de olabilirler.

Yine geçen yıl Anamur'da ve güneyde yaşanan Çam Kese Böceği salgını da doğal dengenin insan eliyle bozulmasına örnektir. Geçen yıl 3 ayda 5 sefer değiştirilen Orman İşletme Müdürünün bıraktığı boşluk nedeniyle yeterince yapılamayan Çam Kese Böceği mücadelesinde, doğal zararlısı olan Guguk Kuşunun da avcılar tarafından yok edilmesiyle büyük bir salgın yaşandı. Anamurlular hart hart kaşındı. Hastaneye taşındı. Yeşil Anamur'un kuzeyindeki çamlar sarardı soldu. Çevreci gençler dilekçelerle Orman İşletme Müdürlüğtüne ve Kaymakamlığa başvurdular. Halbuki avcılarımız Guguk Kuşlarını yok edecek ölçüde vurmasa böyle bir salgın yaşanmayacaktı.

Yine çiftçilerimizin başının belası tarla faresinin en büyük doğal düşmanı yılandır. Pek fazla sevmesek de soğuk da bulsak tarla faresinin baş düşmanı yılandır. Yılanı öldürüyoruz, tarla faresi çoğalıyor, zehirli buğdayla tarla faresini öldürmek istiyoruz. Bu arada zehirli buğdayı yiyen o güzelim kınalı kekliklerin de sonunu getiriyoruz.

 

2.1. Toprak florasına etkisi

Bilindiği gibi toprak canlı bir ortamdır. İçerisinde çok zengin bir fauna ve flora yaşamı vardır. Bu canlı yaşam toprak içindeki ve havadaki bir çok mineral maddeyi dönüşüme uğratarak toprak verimliliğinin devamını sağlarlar. Kullanılan tarım ilaçları bu canlı yaşamı etkileyerek toprak verimliliğini düşürürler.

Bitkilere püskürtülen preparatların büyük bir kısmı toprağa akmakta bu da toprak canlılığını oluşturan Mikroorganizmaları toprak canlıları ve toprak altı su hareketleri ile drenaj kanallarındaki derelerdeki ve bunların aktıkları su topluluklarındaki canlıları olumsuz yönde etkilemektedir.

Toprağın tarım ilacı ile bulaşma derecesi toprağın fiziksel ve kimyasal özelliklerine, strüktürüne, nem ve sıcaklığına, sularla toprağın yıkanmasına, toprağın rüzgar erozyonu ile taşınmasına ve üzerinde yetiştirilen bitkiye tarnslake oluşuna bağlı olarak önem kazanır . Gübreli  topraklarda kalıcılık diğer topraklara göre daha fazladır.

1- Kirlenmiş toprakta yetişen ürünler tarım ilacı kalıntılarını kökleriyle topraktan alacakları için insan ve hayvanlara yem ve gıda olarak az da olsa kalıntı içerir.

2- Toprak mikroorganizmalarının kısmen yada tamamen yok olmasına neden olur.

3- Toprak verimliliğini artırmada önemli rol oynayan solucanlarda topraktan tarım ilacı kalıntılarını doğrudan alacaklarından önemli zarar görürler .

4- Tarım ilaçları topraktan yeraltı sularına veya buharlaşma ile atmosfere karışabilirler.

 

2.2. Topraktaki hareketleri

   1- Buharlaşma: Atılan tarım ilacının bir kısmı toprağa ulaşır, bir kısmı rüzgarla taşınır ve çeşitli yollardan sonra suya karışan tarım ilacı besin zincirine girer . Sıcaklığın fazla olduğu ortamlarda buharlaşma ile tarım ilacı kaybı daha fazladır.

2- Sorbsiyon: Atılan tarım ilacının adsorbe veya absorbe edilme durumları kesin ayrılmadığı için bunların sorbentlere tutunması sorbsiyon olarak açıklanır.

 3- Yıkanma: Toprak hafif bünyeli ise, organik madde yoksa veya taban suyu yüksekse tarım ilacı taban suyuna ulaşarak yıkanır.

 4- Mikroorganizmalar tarafından parçalanma : Mikroorganizmalar tarafından parçalanabilir.

 

2.3. Kalıcılık durumu

Tarım ilacı gurubu                                    Süre                                           Kalıcılık durumu

Organik fosforlular ve

Karbamatlar                                         1-12 hafta                                    Kalıcı değil

2-4 D Atrozin vs.                              1-18 ay                                       Orta derecede kalıcı

Klorlandırılmış Hidrokarbonlar                        2-5 yıl                                            Kalıcı

Cıva arsenik kurşun bileşikleri                         sürekli                                    devamlı kalıcı

 

Bir araştırmaya göre Klorlandırılmış Hidro karbonlar yumurta kabuğunu inceltmekte ve yumurtaların çok çabuk kırılmaları sonucu populasyonu düşürmektedir. Bakırlı fungusitler vücutta bakır dengesini bozar pek çok organ ve enzim aktivitesini engeller. Karaciğer beyin ve böbreklerin normal çalışmasını engellerler. karaciğerde siroz ortaya çıkar. Eklemlerde sistemik bozukluklar romatizma ateşi böbrek iltihabı ve lösemi oluşur. Kükürt sülfide dönüşerek bağırsak morarması oluşur. Cıvalı fungusitler diş eti iltihabı karın ağrısı kanlı ishal kusma böbrek hastalıkları astım ve sonunda ölüme neden olurlar. Herbisitlerden fenol bileşiklerinin çözünürlükleri çok azdır. Hidrofobdur. Toprağa sürekli sulu atılırlar . Toprakta çok kuvvetli tutulurlar. Çabucak çözeltiden ayrılıp absorbe olurlar. Çok az mobildirler ve çok dayanıklıdırlar. İnsektisitlerden klorlandırılmış hidrokarbonlar toprakta 30 yıla kadar dayanabilirler. Besin zincirinde birikirler. Fungusitlerden hexachlor benzen gurubu suda çözünmez çok dayanıklıdır. kuvvetli derecede sorbe olurlar. Kullanımları sakıncalıdır. Klorlu organik maddeler yapısında olan Tarım ilaçlarına karşı rezinstans meydana gelmesi halinde inorganik yapıda olan ve içeriğinde kurşun bakır çinko arsenik ve cıva gibi metaller bulunan bileşikler gittikçe daha fazla kullanılmya başlanmıştır.

Sayılan bu olumsuz uygulama ve durumların gelecekteki ve bugünkü konumunu değerlendiren “ Sessiz bahar) adlı kitapta şöyle denmektedir.

'İnsanlığın geleceğini tehlikeye düşürecek nitelikte doğal dengenin bozulmasında tarım ilacılerin büyük rolü vardır. Bu maddeler toprakta birikerek gıda zincirine ulaşır ve  insanlara geçerler. DDT ve diğer klorlu hidrokarbonların sinir sistemlerine seks hormon metabolizmalarına sinsi etkileri ortaya çıkarıldı. DDT dahil bir çok insektisit Fungusit ve herbisit maddeler gıda zincirinde artmaktadır. Bu olaya GIDA ZİNCİRİ YOGUNLAŞMASI denir.

Su ortamında pek az miktarda milyonda o.oooo4 kısım kadar az DDT bulunduğu hallerde bile bu miktar planktonlarda 1000 kat küçük balık türlerinde 6 000 ringa balıgında 100 000 kat bu sulardan faydalanan çaylaklarda 400 000 ve karabataklarda ise 500 000 kata varabilecek bir biyolojik yoğunlaşmaya ulaşabilmektedir. DDT nin uygulandığı alanlardaki otları yiyen inekler aldıkları DDT nin % 10 unu sütleriyle atmakta kalan kısım ise vücutta depolanmaktadır.

Tarsus Yenice kasabasında 1985 yılında Narenciyede Temik 15 G denemelerinde ağaçların altına uygulanan ilaçtan etkilenen yabancı otları, uyarılara aldırmadan götüren çiftçinin inekleri öldü.

Japonya’da aldehit üreten ve Cıvayı katalizör olarak kullanan bir fabrikanın deniz suyuna bıraktığı atıklar içinde bulunan az miktardaki Cıvanın deniz suyunda pek az miktarlarda bulunması halinde bile balıklarda ve özellikle kabuklu deniz hayvanlarında 3000 kata varacak derecede bir biyolojik yoğunlaşma yaptığı ve 1 kg deniz ürününde 10 mg düzeyine varacak miktarlara ulaşarak fazla miktarda su ürünleri yiyen balıkçılar ve ailelerinde ölümlere sebep olduğu anneden süt ile gebe kadında doğacak çocuğu etkilediği anlaşılmıştır. II. Dünya savaşı sırasında Alman kimyacı Gerhar Sröder tarafından savaş aracı olarak kullanılan (SİNİR GAZI)  organik fosfor bileşikleri de tarımda giderek daha fazla kullanılmaya başlanmıştır. Bunlardan Parathion ve Diazinon haşereler hayvanlar ve insanlara şiddetle toksiktir. Herbisitlerde bir kısım faydalı tarım ürünlerini bozmakta ağaçların yapraklarını dökmekte, bazıları da fotosentezi bozmaktadır.

İnsanoğlu varoluşunun % 2’sinden daha az bir süredir toprağı kullanmaktadır. Bu durumda bile toprağa ve doğaya uygulanan katliam önlenemez boyutlara doğru tırmanmaktadır.

Türkiye’de kaç kişinin Tarım ilacı zehirlenmesinden öldüğünü yada zehirlendiğini bilmiyoruz Tutulan raporlar genel zehirlenme yada Zabıta vakası olarak geçmektedir. Ancak Çukurova Bölgesindeki çiftçilerde eceliyle ölüm olayının 5-10 yaş arasında düşüş gösterdiğini gözlemlemişlerdir.

Ne kadar iyi koşullarda uygulanırsa uygulansın yapılan incelemeler kullanma sırasında Tarım ilacılerin % 70’ inin israf edildiğini göstermiştir. Ülkemizde 1978 yılı Tarım ilacı kullanımı 58 383 000 kg’a ulaşmaktadır. Bu kullanımın % 70’ I Çukurova bölgesindedir.  Bazı Ülkelerde Klorlandırılmış hidrokarbonlar uygulamadan tamamen kaldırılmıştır. Bazılarında ise bitkiler ve bölgeler sınırlandırılmıştır.

Sağlıklı ve hasta insan toplumları üzerinde yapılan çalışmalarda hasta olan insanların vücutlarında DDT ve benzeri tarımsal mücadele ilaçlarının daha çok birikmiş olduğu görülmüştür. Ayrıca dünyaya erken gelen bebeklerin kanında DDT benzeri ilaçların normal sürede doğan bebeklerinkinden daha yüksek olduğu izlenmiştir. Tarım ilacından kaynaklanan etkilenmelerde bayanlar erkeklere göre daha şanslı. Çünkü adet günlerinde ve doğum sırasında vücuttan ilaç kalıntılarını da atmaktalar. Erkeklerin böyle bir şansı ancak sık sık kan vererek kazanılabilir.

Kelaynak kuşlarının yok olma nedeni de çevrede yoğun olarak kullanılan tarım ilaçlarıdır  Bunun dışında yoğun tarım ilacı kullanımı olan alanlarda ölüm oranının artması ve ölüm yaşının azalması da dikkati çekmekte geçmişte görülmeyen rahatsızlıklar ortaya çıkmaktadır.  Gelişmiş ülkelerde kullanılması yasak olan ve hala üretimine devam edilen tarım ilaçlarının geri kalmış veya gelişmekte olan ülkelerde kullanımları giderek artmaktadır. Adana ve çevresinde tarım ilacı kullanımı yer yer 5 kg/da ‘a ulaşmaktadır. 1983 yılı Çukurova bölgesi ekim alanları toplamı 40 milyon dekarı bulmaktadır. Bunun dört milyon dekarını pamuk sebze bostan oluşturmaktadır. Bu alan üzerinde yapılan ilaçlama yaklaşık 7 milyon kg dır. Bölgede savaşımı zorunlu 150’yi aşkın zararlı ve hastalık türü ve bu hastalık ve zararlılarla mücadele içinde 500’e yakın pesitisit çeşidi kullanılmaktadır. Yeni her hastalık ve zararlı için 3’den fazla tarım ilacı çeşidi kullanılmaktadır. Bölgemizde seralardaki bu rakam dekara 12 kg. ı bulmaktadır. Hastalık ve zararlılarla mücadelede tarım ilaçlarının kullanımının giderek artması mikroorganizmaların faaliyetlerini ve ekolojik dengeyi bozması yaşam zinciri içinde hareket ederek varlığını sürdürmesi ve organizma dokularında birikerek toksik etkilerini göstermesi nedeniyle tarım ilaçlarının toprakta devamlılığı ve yan etkilerinin arttığını görmekteyiz. Yine Niğde, Nevşehir yöresinde Patates ile beslenen buzağılarda yaşanan körlüklerin, patates yetiştiriciliğinde kullanılan fazla azotun neden olduğu, patateslerdeki azot yani nitrit kalıntısının Dünya Sağlık Örgütü (WHO) limitlerinin çok üzerinde olduğu anlaşılmıştır. Bu nedenle patates ihracatımızı gelişmiş hiç bir ülkeye yapamamaktayız. Ancak Asya ülkelerine ve bazı az gelişmiş ülkelere satabiliyoruz. Geçmiş yıllarda sebze seralarında kullanılmaması gereken, pamuk ve tütün de ruhsatlı Methamidophos etkili ilaçtan kullanılan ve Ürdün'e ihraç edilen Domatesle sınırdan geri çevrildi. Adamlar yemiyor. Geri çevrilen bu domatesler ne oldu? Tabi ki biz yedik.

Tarım ilacı kullanımında ilaç fiatlarının fazlalığı nedeniyle çiftçi ihtiyacı olanı değil de  bütçesine en uygun olan ilacı almak durumunda kalmaktadır. Bu da sürekli artış gösteren hastalık ve zararlıların daha da etkili olmasına üründe verim ve kalitenin düşmesine neden olmaktadır.

 

2.4. Tarım ilaçlarının fazla kullanılmasıyla ortaya çıkan sorunlar şunlardır.

   - Doğal dengede bozulmalar başlamıştır.

  - Zararlı ve hastalıklarda dayanıklılık artmış yararlı olan türlerde azalmıştır.

  - Kronik zehirlenme artmıştır.

  - Yeni zararlı türleri ortaya çıkmıştır.

  - Hastalık ve zararlının çeşidi azalırken populasyonları kat kat artmıştır.

 

Çevre koşullarına en uygun genetik kombinasyonlar varlığını sürdürür diğerleri kaybolurlar. Zayıf veya hasta kalıtsal niteliklere sahip bitki veya hayvanlar doğal koşullara zor dayanırlar. Bunların kaybolmasıyla beraber çevreye uymayan gen kombinasyonlarıda yok olacaklardır.

   Varolma savaşı sayesinde daha az uygun olan gen kombinasyonları temizlenmiş olur.

  Bu şekilde bir doğal uyum varken biz bu doğal uyuma gereğinden çok daha fazla olumsuz şekilde müdahale ederek kendi kendimize zarar vermekteyiz. Yaptığımız bu olumsuz gelişme korkarım ki insanlığın sonunu getirecektir.

 

3. TARIM İLAÇLARI SORUNLARININ ARTIŞ NEDENLERİ

 

  - Aşırı tarım ilacı kullanma alışkanlığı

  - İlaç karışımlarına ilgi duyma.

  - Gereksiz ilaçlama

  - Kullanımda sınırlama yetersizliği

  - İlaç bayilik sisteminde yetersizlik.

  - Alınan yasal önlemlerde ve uygulamada yetersizlik.

  -  Yetersiz eğitim ...

 

Yasalarımızda tarım ilacı kullanımı ile çıkarılmış yasal önlemler yetersizdir. Elimizdeki yasaya göre,

  - Her türlü tarım ilacı bakanlığın iznine bağlıdır.

- Toptan satışlar Bakanlığın, Perakende satışlar Valiliğin iznine bağlıdır.

- 21 Ağustos 1996 tarihli yönetmeliğin 18. maddesinin d fıkrasına göre; ilaçlar, Bakanlık teknik talimatlarında, reçetesinde ve etiketinde belirtilen esaslar ve konular dışında tavsiye edilemez. Madde 21. Yönetmeliğin ilgili maddesinin ihlali durumunda 1 ay süre ile faaliyet durdurulur.

 

Elimizde varolan bu yasanın pratikte yeterliliği yoktur. Çünkü üretici istediği tarım ilacını, istediği kadar alabilmekte ve istediği yerde, istediği bitkiye, dilediği kadar kullanabilmektedir.

 

4. ORTAYA ÇIKAN BU SORUNLARIN ÖNÜNE GEÇMEK İÇİN YAPILACAK ÇALIŞMA VE ÖNERİLER:

 

1- Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı ile Tarım-Orman ve Köyişleri Bakanlığı geniş çapta sürekli ve etkin bir iş birliğine girmeli,

2- Tarım ilacı kullanımı en aza ve en sıkı kontrole indirilmeli

3- Tarım ilacı kullanımı ile ilgili her türlü eğitim ve düzenleme yapılmalıdır.

4- Kimyasal savaşı en son çare olarak düşünmeli, biyolojik savaşa öncelik tanınmalı planlı proğramlı Tarıma yönelinmelidir.

5- Üreticinin ve tüketicinin yeterli eğitimi yapılmalı

6- Eğitim ve yayım çalışmaları için kitle iletişim araçlarından olabildiğince yararlanmalı.

7- Teknik elaman eğitimleri sürekli teknik gelişmelerle paralel olarak yapılmalı

8- Yeterli sayıda toxikoloji  laboratuarı kurulmalı ve çalışmalar desteklenmeli

9- Bizi zehirleyen kim, bizi zehirleyene izin veren ve zehirlenmemizi sağlayan tarım ilacını satan ve kullandıran kim? Bunları bilmek en doğal hakkımız. Bu nedenle, pazara sürülecek ürünlerin kontrolü yapılmalı ve üzerinde üreten çiftçinin adı, adresi, hasat tarihi ve uygulamalardan sorumlu teknik elemanın adı, imzası olan etiketli satışa geçilmelidir.

10- İlaç bayilik sistemi düzenlenmeli ve denetim altına alınmalı

11- Bu konuda çalışacak görevlilerin görev ve yetkilerinin saptanarak yasallaşması sağlanmalı,

12- Yeni durumlarda Devletin derhal yasalar çıkartarak bunları işler hale getirmesi sağlanmalı

13- Yeni bilimsel gelişmelerden özellikle genetik biliminden yararlanma yolları geliştirilmeli

14-Otokontrol sistemi yaygınlaştırılmalı

15- Her bilimsel yargının yönetime iletilmesi ve bu yargının zorlayıcı olması sağlanmalı

16- Konu hakkında sürekli kamuoyu yaratarak üretici ve tüketicinin dikkati çekilmeli

17. Tarım ilaçlarına verilen destek artırılmalı, ancak tarım ilaçları reçete ile satılmalı ve mutlaka teknik eleman gözetiminde uygulanmalıdır.

18. Tüketici derneklerinin “bizi zehirleyen kim” sorusuna cevap bulacak düzenlemeye sahip çıkması gerekmektedir.

Anılan sorunlar dikkate alınıp konunun üzerine gidilmez ve yeterli önlemler alınmazsa kendi sonumuzu hazırlamış olacağız.... Unutmayalım ki; çözüm kendisi gelir.

 

“ Doğa kendisine kurşun sıkana bir gün gelir kurşunu iade eder”

 

Bünyamin KOZAK

Ziraat Yüksek Mühendisi



[1] HAKTANIR Koray, Doç.Dr. Çevre Kirliliði, A.Ü.ZÝraat Fakültesi Toprak Bölümü, Ankara, 1983, s.46

[2] A.g.e. s.47

[3] A.g.e. s.46